CEVDET ÇALIK
Profesyonel Üye
- Katılım
- 30 Ara 2009
- Mesajlar
- 1,232
- Puanları
- 481
- Yaş
- 56
Teorinin Işığı, Sahanın Gerçeği Neden Birbirimize Mecburuz?
Endüstriyel dünyada yıllardır süregelen sessiz bir savaş var. Bir tarafta formüllerin, akademik literatürün ve teorik mükemmeliyetin savunucusu akademisyenler, diğer tarafta ise çamurun, sıcağın, soğuğun ve "çalışmayan sistemin" içinde çözüm üreten teknik elemanlar.
Akademisyen, konunun en saf halini bildiğini iddia ederken, teknik eleman, "O kağıt üzerindeki formül burada dönmüyor hocam," diyerek sitem ediyor. Peki, hakikat hangisinde?
Aslında hakikat, ne sadece laboratuvarın steril ortamında ne de sadece sahanın tozlu zeminindedir. Hakikat, bu iki dünyanın kesişim noktasındaki o "yorum kabiliyetinde" gizlidir.
Formül Bir Temeldir, Uygulama İse Bir Sanat
Okullarda öğretilen temel formüller, bir binanın temelindeki demir ve beton gibidir. Görünmezler ama onlar olmadan bina ayakta duramaz. Ancak sahada başarılı olmak için sadece o temel yetmez. Bugünün endüstriyel dünyasında sistemler artık birbirinden bağımsız değil; mekanik, yazılım, elektrik ve elektronik iç içe geçmiş birer organizma gibi çalışıyor.
Sahadaki bir sorunu çözmek, sadece bir denklemi yerine koymak değildir. O denklemi ortam sıcaklığına, nemine, malzemenin yorgunluğuna ve sistemin diğer bileşenleriyle olan etkileşimine göre yorumlayabilmektir.
İyi bir temel eğitim almamış birinin bu yorumu yapması imkansızdır. Ancak sahanın değişkenlerini hesaba katmayan bir teorisyenin de o sorunu çözmesi bir mucizedir.
Eğitimlerde sıkça duyduğumuz "Ben teorimi anlatırım, saha beni ilgilendirmez" yaklaşımı, aslında bilginin hayattan koparılmasıdır. Matematik dersinde türevin ne işe yaradığını anlamayan bir öğrencinin motivasyonu neyse, sahadaki arızasını gideremeyecek bilgiyi dinleyen teknik elemanın hayal kırıklığı da odur.
Hepimizin hayatında iz bırakan bir öğretmeni olmuştur. Sadece formülleri tahtaya yazan değil, o formülün günlük hayatta neye karşılık geldiğini, hangi sorunu çözdüğünü anlatan bir hoca, en zor dersi bile bir keşif yolculuğuna dönüştürebilir. Tıpkı lisedeki matematik öğretmeninizin yaptığı gibi bilginin "neden" ve "nerede" kullanılacağını bilmek, teknik elemanın işine olan merakını ve bağlılığını artırır.
Üstünlük Değil, Saygı ve İş Birliği
Artık "Ben biliyorum" kibrini bir kenara bırakıp, "Biz birlikte çözüyoruz" anlayışına geçmeliyiz.
Eğer bir hoca saha sorularından kaçıyorsa, bilgisini hayata geçirememiş demektir. Eğer bir teknik eleman teoriyi küçümsüyorsa, ustalığını geliştirecek anahtarı çöpe atmış demektir.
Birbirimize saygı duymak bir nezaket kuralı değil, teknik bir zorunluluktur. Teori sahanın pusulasıdır, saha ise teorinin gerçeklik testidir.
Pusulasız yol alınmaz, ancak yolun kendisini tanımadan da sadece pusulaya bakarak menzile varılmaz.
Geleceği, formülleri yorumlayabilen hocalar ve o formüllerin kıymetini bilen teknisyenler birlikte inşa edecektir.
Endüstriyel dünyada yıllardır süregelen sessiz bir savaş var. Bir tarafta formüllerin, akademik literatürün ve teorik mükemmeliyetin savunucusu akademisyenler, diğer tarafta ise çamurun, sıcağın, soğuğun ve "çalışmayan sistemin" içinde çözüm üreten teknik elemanlar.
Akademisyen, konunun en saf halini bildiğini iddia ederken, teknik eleman, "O kağıt üzerindeki formül burada dönmüyor hocam," diyerek sitem ediyor. Peki, hakikat hangisinde?
Aslında hakikat, ne sadece laboratuvarın steril ortamında ne de sadece sahanın tozlu zeminindedir. Hakikat, bu iki dünyanın kesişim noktasındaki o "yorum kabiliyetinde" gizlidir.
Formül Bir Temeldir, Uygulama İse Bir Sanat
Okullarda öğretilen temel formüller, bir binanın temelindeki demir ve beton gibidir. Görünmezler ama onlar olmadan bina ayakta duramaz. Ancak sahada başarılı olmak için sadece o temel yetmez. Bugünün endüstriyel dünyasında sistemler artık birbirinden bağımsız değil; mekanik, yazılım, elektrik ve elektronik iç içe geçmiş birer organizma gibi çalışıyor.
Sahadaki bir sorunu çözmek, sadece bir denklemi yerine koymak değildir. O denklemi ortam sıcaklığına, nemine, malzemenin yorgunluğuna ve sistemin diğer bileşenleriyle olan etkileşimine göre yorumlayabilmektir.
İyi bir temel eğitim almamış birinin bu yorumu yapması imkansızdır. Ancak sahanın değişkenlerini hesaba katmayan bir teorisyenin de o sorunu çözmesi bir mucizedir.
Eğitimlerde sıkça duyduğumuz "Ben teorimi anlatırım, saha beni ilgilendirmez" yaklaşımı, aslında bilginin hayattan koparılmasıdır. Matematik dersinde türevin ne işe yaradığını anlamayan bir öğrencinin motivasyonu neyse, sahadaki arızasını gideremeyecek bilgiyi dinleyen teknik elemanın hayal kırıklığı da odur.
Hepimizin hayatında iz bırakan bir öğretmeni olmuştur. Sadece formülleri tahtaya yazan değil, o formülün günlük hayatta neye karşılık geldiğini, hangi sorunu çözdüğünü anlatan bir hoca, en zor dersi bile bir keşif yolculuğuna dönüştürebilir. Tıpkı lisedeki matematik öğretmeninizin yaptığı gibi bilginin "neden" ve "nerede" kullanılacağını bilmek, teknik elemanın işine olan merakını ve bağlılığını artırır.
Üstünlük Değil, Saygı ve İş Birliği
Artık "Ben biliyorum" kibrini bir kenara bırakıp, "Biz birlikte çözüyoruz" anlayışına geçmeliyiz.
- Akademisyen şunu görmeli: Kağıt üzerindeki 2+2 her zaman sahada 4 etmez. Bazen sürtünme girer işin içine, bazen voltaj dalgalanması.
- Teknik eleman şunu bilmeli: O formül olmasaydı, bugün elinde tamir edecek bir cihazın bile olmazdı.
Eğer bir hoca saha sorularından kaçıyorsa, bilgisini hayata geçirememiş demektir. Eğer bir teknik eleman teoriyi küçümsüyorsa, ustalığını geliştirecek anahtarı çöpe atmış demektir.
Birbirimize saygı duymak bir nezaket kuralı değil, teknik bir zorunluluktur. Teori sahanın pusulasıdır, saha ise teorinin gerçeklik testidir.
Pusulasız yol alınmaz, ancak yolun kendisini tanımadan da sadece pusulaya bakarak menzile varılmaz.
Geleceği, formülleri yorumlayabilen hocalar ve o formüllerin kıymetini bilen teknisyenler birlikte inşa edecektir.
